BİR  PİLAV  GÜNÜ  BÖYLE  GEÇTİ…

 

   Değerli Değirmendereliler hepinizin bildiği gibi 10 Eylül 2006 tarihinde köy derneğimiz koordinesinde Hüseyin Gazi’de bir pilav günü düzenlendi. Bu pilav günü ile ilgili bütün ayrıntıları aşağıya çıkarmaya çalıştım. Bunu yapmamın sebebi bundan sonra olacak organizasyonlara yardımcı olmak, ayrıca emeği geçenleri en azından bu yazıyla anmaktır. Elbette unuttuklarım olabilir, onlardan özür diler, emeğe geçenlere şimdiden teşekkür ederim.

 

Bir şeye bakmak ve görmek çok önemlidir. Herkes aynı şeye bakar, ancak farklı şeyler görür ve hisseder. Bunun bir çok nedenleri vardır. Ancak bakılan şeyle bakan kişi arasındaki bağ bu nedenlerden bana göre en önemlisidir. Bu satırları yazarken aklıma gelen hepimizin bildiği şu hikaye, yukarıda belirtmeye çalıştığım durumu bütün çıplaklığı ile ve hiçbir yoruma gerek bırakmaksızın açıklayacaktır:

 

 “Küçük kız kendini bildiği günden beri annesinden büyük şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre nur yüzlü bağdem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilkokula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiçte güzel olmadığını hatta çirkin bile sayıldığı söylemekteydi. Küçük kız ilk önce onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama birkaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü çiçek bozuğu bir cilde sahipti. Annesinin badem dediği gözleri ise şaşıydı. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti. Genç kızın anne sevgisi kısa bir zaman sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelikte gözleri bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü. Ve kendisine hala çocukluk yıllarında ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip kızına bakmasını rica etti. Genç kız bir süre sonra göremez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi ölse bile kayıp sayılmazdı. Bir gün doktorlar uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmakta zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız ameliyat sonunda aynaya baktığında müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Yüzünde ki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları dalga dalga olmuştu. Genç kız yanında ki doktora sarılarak:

-          Sanki yeniden dünyaya geldim dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış. Estetik ameliyatı siz mi yaptınız.
Yaşlı doktor:

-           Böyle bir ameliyat yapmadık kızım. Diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık sen onun gözlerinde gördün kendini.”

 

Etrafınızdaki güzellikler ya da çirkinlikler sizin onlara hangi gözle baktığınıza ve neyi görmek istediğinize bağlıdır. Bunları ne için yazdığımı düşünebilirsiniz. Değirmendere Köyü yani bizim köyümüze, dışarıdan birileri baktığında, ortasından küçük bulanık bir dere akan ve bu dere ile ikiye bölünen, 40-50 haneden oluşan, sadece üst ve alt bölgesinde yeşillik bulunan diğer tarafları bozkır olan bir yer olarak tasvir edebilir. Ancak ben yada o topraklarda doğmuş, orada büyümüş, bütün acı ve tatlı anıları orada geçmiş, sevdikleri orada doğmuş veya orada ölmüş v.b. anıları yaşamış hissetmiş sizler, Değirmendere Köyü’ne baktığınızda; ortasında süzülerek akan özü, yemyeşil çayırları, Ballık kaya’yı, Kapılı Kaya’yı, mantar topladığınız Koru’yu, şarıl şarıl akan soğuk suları ile Yaylayurt’ta, Körükle’de, Oluklu’da Enerli’de pınarları, her türlü sebzenin yetiştiği! Kendirlik’i ... görebilirisiniz. Sizin tasvir ettiğiniz köy ile dışarıdan tasvir eden arasında dağlar kadar fark vardır.

 

Benim ve istisnalar hariç siz Değirmenderelilerin gözünde, Değirmendere Köyü tam cennettir. Aslında şöyle gözlerimi kapattığımda kaybettiğimiz insanları düşündüğümde, Gazi Çavuş, eşi Fatma, İsmet abi, Nazik bibi,  Büyük babam Zeynel, Mehmet emi, Aşır Emmi, Makbule bibi, oğlu Ali, eski Muhtar İbrahim, Hatem amca, Sultan  bibi, dedem İbrahim eşleri Nazik ve Aslı ebe, Haydar Amca ve karısı, Ali Amca ve Karısı Melek Bibi, Satılmış Emmi, Nebi Amca ve oğlu Mustafa, Hocamız, Ali amca, Bektaş emi, Mehmet Ali Ağa, Şükrü amca, Çavuş Abi, İsmail Emmi, Veli Amca, Yusuf Amca, Abidin Amca, Kamil Amca, Güllü Bibi... (Unuttuklarım için özür diliyorum. Bunlar şu an aklıma gelenler. Onların lakaplarını kullanmadığım için tanımayabilirsiniz. Kimi anlıyorsanız onu anlayın. Bu daha iyi olur.) bu cennet köyde yaşayan insanlarda birer melekmiş diye düşünüyorum. Şu an hepsi bana göre bir melek. Onların değerlerini öldükten sonra anlıyoruz veya ifade ediyoruz. İçimiz burkuluyor. O zaman halen yaşayan elimizdeki değerleri, hayatta olanlarımızı iyi bilmek ve onlarla daha fazla birlikte olmak gerekir diye düşünüyorum. Aynı zamanda bizlerin hepimizin sadece Köyün dışında Ankara’da, İstanbul’da, Almanya’da... gördüğümüzde değil köyümüzde de bir araya gelmek, sohbet etmek, ortak değerlerimizi yaşatmak, yaratmak ve çocuklarımıza bu değerleri aktarmak ve onlarında köyümüzü bizim gözümüzle görmesini sağlamak zorundayız diye düşünüyorum.

 

Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığım duygu ve düşünceler içerisinde hep bir hayalim vardı. Başka köyler yaptıkça imrenerek bakıyordum. Acaba biz neden yapamıyoruz, neden bir araya gelemiyoruz… İşte bu düşüncelerle acaba bir başlangıç olur mu diye düşündüğüm 27 MAYIS 2006 tarihindeki yemeğe gittim. Yemekte herkes duygu ve düşüncelerini ifade ederken bende bu hayalimi ilk defa yüksek sesle ifade etme şansını buldum. Hayalim şuydu;

 

“Bir cumartesi akşamı saat 19.30-20.00 civarı. Köyde bir “Pilav Günü” düzenleniyor. Yer Değirmendere Köyü, Harman yeri, okulun önündeki harman. Bütün köy “U” şeklinde genişçe bir masa etrafına oturmuş. Her taraf ışıl ışıl aydınlatılmış. Gökyüzü pırıl pırıl. Ay ışığı bizlere sanki yanan lambalara gerek yoktu, ben sizi aydınlatırım diye sitem yapar gibi parlak ve dolunay şeklinde... Herkesin yüzünde bri tebessüm ve bir arada olmanın verdiği bir duygusallık, mutluluk... Son derece medeni, düzenli şekilde masaların üzeri düzenlenmiş. Kesilen adaklar okul duvarının önünde hazırlanan ocaklarda kaynıyor. Bu arada hafif geleneksel müziğimiz ozanın bağlamasından bütün köye yayılıyor. Başta gençler ve diğerleri birazdan  çalmaya başlayacak olan davul zurnanın eşliğinde çekecekleri, Çorum Ağırlamasından, Didaraya, birlik beraberliğin simgesi el ele çekecekleri halaylar için enerji topluyor. Gece saat 3-4 lere kadar sohbet ve eğlence devam ediyor. Yani adaklar, pişen kurban pilavları bahane, amaç birlik, beraberlik, eylem ve duygularımızın her aşamasına yansıyan değerlerimizi yaşamak ve yaşatmak.... “

 

Kısaca “gönül ne çay ister ne kahvehane, gönül, dostları ister,  sohbeti ister gerisi bahane”. İşte bu duygularımı kısaca o yemekte ifade ettim. Aslında dikkate alınacağını en azından kabul edileceğini beklemiyordum. Bir gün köyün internet sitesine bakarken köyde “Pilav Günü” düzenleneceğini okuyunca bir anda hayallerim gözümün önünden bir şerit gibi geçti. Sağ olsunlar dernek yönetimi teklifi dikkate almışlar ve uygulamaya geçmişlerdi. Tarih olarak önce 02 Eylül 2006 belirlenmişti ve ne yazık ki o tarihte kampım vardı. Ne yapıp edip kamp tarihini ayarladım. Ancak Ali Ayduğan telefon açarak pilav gününün 10 Eylül Pazar gününe alındığı müjdesini verdi. Buna sevinmem lazımdı ama sevinemedim. Çünkü ben hep bir cumartesi gecesinin hayal ediyordum. Olsun yine de yapılması bile bir önemli bir adımdı. Bu heyecan ve şevkle her ne kadar üyesi olmasam da derneğin toplantılarına katıldım. Aslında bu toplantılara beni davet eden başta Hasan Ayduğan olmak üzere dernek yönetim kuruluna şükran duygularımı burada ifade temek isterim.

 

Dernek Yönetimi, bu yemeğin özellikle Aşırın Oğlu ve Mustafa’nın kızının düğünü o tarihe denk gelmesi sebebiyle, herhangi bir aksaklık olmasın diye müteakip defalar toplandı. O toplantılar sonucunda bazı değerlendirmeleri de dikkate alarak pilav gününün Hüseyin Gazi’de yapılmasına karar verdi. Açıkcası söylenen gerekçeleri önemli de olsa yemeğin Hüseyin Gazi’de yapılması bütün hayallerimi yok etmişti. Ama yine de kendimi toplayarak bu konuda derneğe yapabileceğim yardım olup olmadığını sorduğumda pilav gününün köy hazırlıklarını İsmail Görür ve Özgür Özdemir ile birlikte yapmam istendi. Aldığımız sorumluluğun ne kadar ağır olduğunu o gece hissetmeye başladım. Çünkü ortada tam 10 adet kesilecek kurban vardı.

 

İşte bu duygularla 07 Eylül 2006 tarihinde pilav günü düzenleme komitesi köye ulaştı. Bu arada Dernek Başkanı Hasan Ayduğan ve Muhasip İsmail Özkan Ankara’da bulunan Köyümüz personelinin Pazar sabahı Hüseyin Gazi’ye ulaşmasını sağlayacaklardı. Bu arada bazı malzemelerin de Ankara dan tedarikini sağlayacaklardı.

 

Pilav Günü düzenleme Komitesinin Köyden Sorumluları ben Kadir Gündoğan, Dernek Başkan YARDIMCISI İsmail Görür ve Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Özdemir, Cuma günü Köyde ilk temaslarımıza başladık. Bu arada Alaca’da gerekli meyve, sebze ve temizlik malzemelerini alarak bir manavda depoladık. Köyde ilk temaslar kapsamında öncelik Köyümüzün Muhtarı Sali Ayduğan’la bir araya geldik. Aslında hepimizin aklında köy halkı bu düzenlemeyi nasıl karşılayacak, bizlere destek verecek mi diye de büyük bir korku da yok değildi. İşte bu duygularla muhtarımızla görüştüğümüzde muhtarımızın “ başta ben olmak üzere herkes istediğiniz her türlü desteğe hazırız” demesi bir anda bütün korkularımızı yok etmişti. Muhtar kurbanların pişmesi için odun tedarik etme sorumluluğunu üzerine aldı. Köy halkını Hüseyin Gazi’ye bir anonsla davet etme kararı alındı. Bu anons görevi bana verildi. Biraz heyecanla bu görevi yerine getirmek için mikrofonu elime aldım ve şu sözler ağzımdan dökülmeye başladı;

 

“Değerli Değirmendereliler, 10 Eylül 2006 günü, aşağıda isimlerini sayacağım köylülerimizin kurbanları Köy derneğimizin koordinesinde ve sorumluluğunda Hüseyin Gazi’de kesilecek olup bütün köylülerimiz davetlidir. Kurban sahipleri;

 

Hasan Ayduğan

Eyüp Ayduğan

Zeynep Gül

Satılmış Görgülü

Selver Gündoğan

Ülfet Aydoğan

Salih Gündoğan

Kamer Görür

Murtaza Özkan

Muharrem Özkan

Hepinize şimdiden kurbana katılacağınız için teşekkür ederiz.”

 

İlk anons heyecandan anlaşılmadığı için ikinci kez aynı anonsu yapmak zorunda kaldım. Anons sonrasında köyde bize yardımcı olacak kişilerle görüşüldü. Öncelikle Bektaş Gündoğan ve Yusuf Karataş’la bir araya geldik. Onların olaylara çok olumlu yaklaşmaları ve her türlü destekte yanımızda olacaklarını, korkacak bir şey olmadığını söylemeleri bize iyice rahatlattı. Ancak yaklaşık on kurbanın kesilmesi, yüzülmesi, doğranması, pişirilmesi, kurban pilavının pişirilmesi, salataların yapılması, içeceklerin hazırlanması ve bütün bunları yapacak kazan, teşt, leğen v.b. alet edevatın bulunması yinede gece yattığımızda rüyalarımıza giriyordu. Ya bir terslik olur da işler ters gider güzel şeyler olmasını amaçlarken gelecekte kötü bir eylem olarak hatırlanır mı endişesini taşıyorduk.

 

Bütün bu görüşmelerden sonra İsmail Görür, Özgür Özdemir, eski muhtar Yusuf Karataş  ve ben 4 kişi köyden emek gücü olarak yardımda bulunacak kişilerle yüz yüze görüşmeye karar verdik. Bu kapsamda ilk olarak Hatça Ana’dan odun desteğinde bulunmasını istedik, oda bütün odunlar sizindir cevap verdi. Sonra ilk hayal kırıklığını yaşadık. Ahçı olarak planladığımız kişilerden Murat Ayduğan’ın Ankara’ya gittiğini öğrendik. Ancak daha sonra Selvet Ayduğan, Sadık Gündoğan, Baki Ayduğan, Hüseyin Görgülü, Cemal Özdemir, Sefa Ayduğan, Selami Ayduğan, Salih ve Veli Gündoğan ile eski muhtar İbrahim’in oğlu Bal ile görüşmelerimiz bizi gerçekten çok mutlu etti ve umutlandırdı.

 

Bu görüşmeleri müteakip alınan karar gereği kurbanların cumartesi günü hayvan pazarından alınmasına karar verildi. Pazardan kurbanların alınması için sabah saat 05.30’da hareket edilecek, alınan kurbanlar Hüseyin Gazi’de kesilecek ve etlerin bozulmaması ve akşama kadar muhafazası Alaca Belediyesi’nin soğuk hava deposundan yararlanacaktı. Bu kapsamda İsmail Görür, Yusuf Karataş, Bektaş Gündoğan, Selvet Ayduğan  ve kurban sahiplerinden Salih Gündoğan kurban için gidecek ekibin içinde yer aldı. Sabah saat 05.00 civarında kalktık ve babam traktörü çalıştırdı. Köyde en çok sevdiğim olaylardan biri olan, sizinde denemenizi istediğim, gün ağırırken oturup o sessizliği dinlemek ve o sessizlikte çay içmektir. Ben bu sevdiğim ve ne zamandır istediğim olayı gerçekleştirirken,  traktör, 5 kişi ile birlikte köyün o nefis sessizliğini yara yara, kurban almak için Alaca’ya gitmekteydi.

 

Saat 7.30-08.00 civarında kurbanın alındığı, 10.30 civarında ise kesiminin ve yüzülmesinin yapılarak depoya konduğu, ciğerlerinin doğranması için köy okulunun açılıp temizletilmesi haberi geldi. Bu haber gelene kadar bende 08.010.30 arası Ballık kaya, Kapıl kaya, Şarıldak, Çınar’da sizlere sitemizde sunmak için beklide sizlerin bile farkında olmadığı, güzellikleri fotoğrafladım. Alaca’dan gelen haber üzerine okul birinci aza Arap Ali okulun kapılarını açtı. Kabaca temizlik yapılarak ciğerlerin doğranması ve hazırlanması çalışması başladı. Özellikle bu bölümde birinci aza Arap Ali, Cemal, Yusuf Karataş, Salih Gündoğan büyük katkı sağladı. Yine bu bölümde kurban sahibi Ülfet ile eski muhtarlardan Eyüp dede sohbet ve moral motivasyon açısından ekibi destek verdi.  Saat 13.30-14.00 civarında ciğerler bitti ve Yusuf Karataş’ın buzdolabına yerleştirildi.

 

Geriye en önemli iş olan kurbanların parçalanarak tek tek doğranmasına gelmişti ki, ciğerlerin doğranmasında geçen süre ve doğranılan ortamın hijyen durumu bizleri tedirgin etti. Özellikle İsmail Görür ve ben açıkça hem yetişmeyeceği hem birilerinin elini v.b. kesebileceği, hem de devam eden Aşır’ın oğlunun düğününü akşam gerçekleşecek yemek bölümünü olumsuz yönde etkileyebileceği tedirginliğini yaşamaya başladık. İşte o anda o duygu ve düşüncelerle İsmail Görür ile Alaca’ya arabayla hareket ettiğimizde yeni bir plan yapmaya başlamıştık. Derhal soğuk hava deposundaki kurbanları alıp kasaplara dağıtıp parasıyla parçalattırmaya karar verdik. Bu kapsamda Naki Görgülü’nün yanına gittiğimizde onun sosyal çevresi sayesinde mesleği ahçılık  iki kişi bulduk. Belediye’nin mezbahasının bekleme salonunda kurbanları parçalatmaya başladık. Saat 15.00 civarında başlayan bu faaliyet saat 20.00 civarında sona erdi. Bu esnada İsmail Görür ile ben etlere herhangi bir şey olmasın diye ayakta kasapların yanında bekledik. Parçalanan etleri naylon poşetlere doldurduk. Yaklaşık 15 büyük boy poşet kurban eti ve sakatatı ile doldu. Poşetlerin her biri 20-25 kg kadardı. Poşetlerin köye getirilmesi için Naki Görgülü’den yardım istedik. Her zamanki güler yüzlülüğü ile Naki arabası ile geldi. Poşetlerin büyük bir bölümünü onun, geri kalanı da benim arabaya yükledik. Bu arada Naki kardeşimizin eşine bir özür borçluyum. Sizden sizi o mezbahaneye getirttiğim için çok özür dilerim. Umarım et yiyorsunuzdur. Çünkü Naki eşini ve çocukları ile oraya gelmiş ve aldıkları etle birlikte düğün evine gidecek çocukları bırakıp etleri bizim eve götürecekti. Akşam saat 20.30-21.00 civarında köye etlerle birlikte geldiğimizde gerek ben gerek İsmail Görür yorgunluktan ölüyorduk. Ancak kurbanın en önemli bölümü olan kurbanın parçalanması ve pişirilmeye hazır hale getirilmesini başarmanın hazzı ve mutluluğu da yüzümüzden okunuyordu. Etleri bozulmaması için evimizin balkonuna bozulmaması için serip torbaların ağzını açtıktan sonra düğüne gitmeye karar verdik. Etleri bekleme görevini de babaannem ve kurban sahiplerinden Selver gündoğan ve annem Sultan gündoğan’a verdik.

 

Şimdi sıra düğüne gitmekteydi. Düğüne gittiğimde gerçekten hazırlanışı ve icrası ile dört dörtlük bir bir geceye tanık oldum. Gerek atılan havai fişekler gerek bahçenin etrafına yakılan mumlar, gerek davul-zurna gerekse misafirlere karşı ilgi alaka.... hepsi dört dörtlüktü. Gece saat 02.00 lere kadar düğünde dostlarımızla sohbet ettik. Eski günleri yad ettik. Eğlendik. Bu arada bir sonraki günün son koordinesini yaptık. Bu kapsamda düğün sahibi Aşır bey düğünde kullandığı bütün sandalye ve masaları Hüseyin Gazi’ye getireceğini ifade etti. Muhtar Sali bey yakacak getireceğini belirtti. Kurban pişirmek için yardıma söz veren kişilerle bir teyit daha yapıldı. Ayrıca yemekte misafirlerimize verilecek ayran için yoğurt isteğimizi evlerinde büyük baş hayvan olanlara bildirdik. Hepsi büyük bir içtenlikle kabul ettiler ve gerçektende bir sonraki gün verdikleri sözleri eksiksiz yerine getirerek bakraç bakraç yoğurtları Hüseyin Gazi’ye getirdiler. Özellikle burada taa Dutluca’dan pilav pişirmek için 2 kulplu kazan sözü veren ve getiren düğün sahibi Aşır beyin eniştesi Erol Bey’e gösterdiği samimi ve içten yardım için burada teşekkürü bir borç bildiğimi ifade edeyim. Bu koordineleri müteakiben sabah saat 06.00 civarında kalkılacağından dinlenmek için düğünden ayrıldım. Eve geldiğimde 15 torba halinde hazırlanmış ve balkona sıralanmış olan etlerin sabaha kadar korunması nöbetini babam Bektaş Gündoğan’ın aldığını ve balkonda etlerin yanında yattığını söylemekte de bir sakınca görmüyorum.

 

10 eylül sabah saat 06.00’da uyandığımda hem büyük bir heyecan hem de büyük bir tedirginlik yaşıyordum. Önce babamla traktörü hazırladık. Etleri ve gerekli malzemeleri traktöre yükledik.  Müteakiben o traktörü ben arabayı,  uzun ve ne olacağı bilinmeyen bir gün için çalıştırdık. Ben arabayla Şirin Gündoğan ve babaannem Selver Gündoğan’ı alarak Hüseyin Gazi’ye indirirken düğün sahibi Aşır Seçgin’in masa sandalyeyi traktöre yüklediğini, Yusuf Karataş’ın bir önceki gün hazırlanan ciğerleri ve pilav kazanlarını balkona çıkardığını görünce rahatladım. Çarkların dönmeye başladığını görmek insana huzur veriyordu. Fakat İsmail abi (Görür) nin Hüseyin Gazi’de yer bulamayacağımız, Anakara’dan gelenler ciğeri pişirip yetiştiremeyeceğimiz ile ilgili kaygısını yenmek mümkün değildi. Çünkü özellikle o gün Küre köyünden de bir kurban vardı ve yerimiz de dardı. Bu dar yeri kim önce giderse o kapar diye düşünüyordu. Ne kadar rahatlatmaya çalıştıysam da başarılı olamadım. Taki Hüseyin Gazi’ye varana kadar... Oraya vardığımızda muhtarımızın gecenin hangi saatinde getirdiğini bilmediğimiz, ancak çok büyük bir fedakarlık diye düşündüğüm, kurbanı pişirmek için  gerekli odunlarından başka bir şey göremedik. Ama İsmail abinin kaygısı, kazanları yerleştireceğimiz yerleri kapmamız ve geniiiiiişce bir yere eşyalarımız yayarak yer kapmamızla birlikte gideceğini düşünüyordum ki, bunun dahi ondaki kaygıyı azaltmadığını gördüm. Habire geç kaldık, biraz hızlı hareket edelim, bu odun yetmez, bu odunla bir kazan pişmez, Kadir Alaca’da manavdaki malzemeleri bir an önce getirelim, ekmekler ne oldu, haydi Selami bir an önce başlayalım..... Bunlar sadece aklımda kalanlar... gerisini siz düşünün. Bu arada Naki Görgülü’nün 08.00 civarında arabasıyla gelerek kahvaltı yapmayanlara poğça v.b. getirmesinin büyük bir jest olduğunu da vurgulamadan edemeyeceğim.

 

Şaka bir tarafa beklenen gün gelmiş çarklar dönmeye başlamıştı. Bu kapsamda Selami Aydoğan, Cemal Özdemir, Arap Ali Ayduğan, Bektaş Gündoğan; İsmail Görür Kurban pilavı hazırlıklarına başlarken ben de iki söğüt ağcının arasına “DEĞİRMENDERE KÖYÜ “PİLAV GÜNܔNE HOŞ GELDİNİZ.  www.degirmenderekoyu.com  yazan muşamba üzerine yazılı pankartı  asmakla uğraşıyordum. Bu arada babam yanına birilerini alarak manavda bulunan malzemeleri almaya gitti.  Saat 09.00-.9.30 civarında gelindiğinde Hüseyin Gazi’de bir gurup insanın büyük 4 tane kazana etleri koyarak altlarını yaktığını, ciğerleri bir büyük teşte koyarak saat 11.30 civarına yetişmesi için büyük bir çalışma içinde olduğunu görülüyordu. Bu arada bayanların başta Şirin Gündoğan olmak üzere Ankara’dan gelmeye başlayanların eşlerinin büyük bir uyum içerisinde salatayı hazırlamaya çalıştıklarını  görmek mümkündü. Bütün bu faaliyetler gerçekleşirken biz Küre Köyü’nden kurban beklerken birde Haydarın Köyünden kurban olduğunu onların gelmesi ile öğrendik. Daha sonra iki minibüs ve birkaç özel arabayla Küreliler geldi. Onlar bizim orada 10-15 kişi ile bu kadar geniş yer tutmamıza bir anlam verememişler, kendilerine birer söğüt gölgesi bulma gayretine girmişlerdi.

 

Kurbanlarda en çok ihmal edilen, gerçekte oraya gelmeyi ve saygı-hürmet görmeyi hak eden büyüklerimizdir, yaşlılarımızdır. Çünkü herkes gelir, ancak onlar ya unutulurlar yada herhangi bir şey olacak diye getirilmezler. Bu nedenle ilk hedefimiz bunların bir şekilde Hüseyin Gazi’ye getirilmesi idi. Pilav günü komitesinin üyesi Özgür Özdemir özellikle köyde bu işi organize edecekti. Bende yardım amacıyla köye tekrar çıkmaya ve gördüklerimi getirmeye karar gördüm. Yolda Aşır’ın masa ve sandalyelerin yüklü olduğu traktörü yüzünde yorgun bir tebessümle sürdüğünü gördüm. Köyden arabamla 3-4 kişiyi alarak tekrar döndüğümde masa sandalyenin indirildiğini ve yerleştirildiğini gördüm. Masa ve sandalyeler, diğer kurbancılar küre ve Haydarın köylüleri şaşırtmıştı. Belki de onların aklından biz Değirmen Köyünü biliyoruz toplansa toplansa 50-100 kişiyi olur, bu 200-300 sandalye neyin nesi diye geçiyordu. Aslında bizlerinden bazılarının kafasından bu düşünceler geçmiyor değildi… Bu düşünceler milletin kafasından geçerken özellikle 10 kurbanın ciğeri, domates ve biberi ile birlikte hazır olmaya başlamıştı. Ahçılarımız Selami, Babam, Yusuf, Salih, Arapali ve Ülfet hem büyük bir iştah ve gayretle yemekleri ayarlarken bir yandan da tatlı tatlı muhabbet ediyorlardı. Aslında onların muhabbetlerini dinlemek bile büyük zevkti. Bu arada kurban sahiplerinden Hüseyin Görgülü’de gelmiş muhabbetin daha da şenlenmesini sağlamıştı.

 

Bütün bunlar olurken Ankara’dan gelen ekibi de takip ediyorduk. Kardeşim Murat’la yaptığım konuşmada gelecek otobüsün dolduğunu, 2 minibüsün daha tutulduğunu bazılarının ise yer bulamadığından arabaları ile yola çıktığını duyunca sevinmemek elde değildi. Otobüsün Sungurlu’ya geldiğini duyunca İsmail Görür’ün halen etrafa çabuk olalım, yetişmeyecek, ben dememiş miydim, haydi Kadir ciğer yetişmeyecek, ayranlar ne oldu.... diye konuşmalarını duyarken tebessüm etmeden kendimi alamıyordum. Bu arada pilav gününün kameraman cevat kellesi yani foto ve kameraman  çekim sorumlusu Ali Aydoğan etrafta verilen görevi icra etmeye çalışıyordu. Bende Ankara ekibinin Alaca’ya gelmesini bekliyordum, Çünkü onların gelmesini müteakiben köye haber vererek düğün ekibinin de oraya gelmesini sağlayacaktım. Aklımdan bu faaliyetler geçerken dernek başkanımız Hasan Aydoğan’ın geldiğini gördüm. Elbette İsmail Görür’ün kaygısı bana geçmişti. Çünkü biz onlara gelene kadar ciğeri hazır edecektik. Aslında ciğer hazırdı, ama Naki ekmek getirmeye Alaca’ya gitmiş, tam geri dönmek üzere iken herkese yeter mi diye sorduğum, yetmeyeceği içime doğan 40 kg. bulgura 20 kg. daha eklememiz söylenmiş, Naki’de o yüzden gecikmişti. Bu arada otobüs de gelmiş, herkes bulduğu sandalyelere aç aç oturmuş, ikram edeceğimiz ciğeri bekliyordu. Naki’nin gelmesiyle birlikte derhal ekmekler kesildi ve hızla ekmek arası bol acılı ciğerler misafirlere dağıtıldı. Ciğerlerin yenmesi ile birlikte gözlerinin önü aydınlanan misafirler sohbete başladı. Bir anda misafir sayısının 300’lere ulaşması sadece Haydarın Köylü ve Kürelileri değil bizleri de şaşırtmıştı.

 

 Şimdi hedef kurban pilavı idi. Selami bey etrafa emirler yağdırıyor, Cemal bey kazanları karıştırıyor, Salih bey üzümleri parçalarken, Bektaş, Arapali, Sadık, Ülfet beyler aksayan işleri toparlamaya çalışıyorlardı. Önceleri pilava bile gerek yok kavurma çok bile gelir diyenler, kalabalığı görünce fikir değiştirmiş. Et ağırlıklı kurban pilavı pişirmenin daha uygun olduğunu söylemeye başladılar. Bu da bizim Alaca ile iletişimimizi sağlayan ve ikinci posta ekmek için Alaca’ya inen Naki’nini yeniden yoldan dönerek 20 kg daha bulgur  almasına sebep oldu. Böylece 80 kg bulgur ve 10 kurbanın etinden oluşan menünün pişirilmesinde sona yaklaşılmıştı.  Bu arada bizim aldığımız 4 kasa Hüseyin Aydoğan’ın getirdiği 2 kasa ile topam 6 kasa üzüm, 3 kasa domates, 10-15 kg biber vb meyve sebzeler menünün diğer ekleri idi. Menünün misafirlerimize ikramı için başkanımız Hasan aydoğan Ankara’dan plastik 300 kişilik 3 ‘lü servis tabağı, bir o kadar çatal bıcak, bardak ile lokma götürmek için özel kablar getirmişti. Bunun yanında bir çok misafirimiz azda olsa üzüm, kavun, karpuz, bulgur getirmişti. Burada Naki Görgülü’ye kısa bir cümle açmak istiyorum. Gerek kurban kesiminde, gerek ekmek v.b. malzemelerin alınması ve nakli ile kola cinsi içeceklerin alınmasında emek ve maddi desteğinden dolayı teşekkürlerimi belirtmeyi bir görev olarak adlediyorum.

 

Saat 14.00’lere geldiğinde kurban pilavları pişmiş, salatalar va ayranlar hazırlanmış, üzümler yıkanmıştı. Ancak en son misafirlerimiz olan düğüncü bir türlü gelmiyordu. Aslında bu bekleme hepsinden zordu. Gecikmenin sebebi gelininin kuaförde saçını yaptırmasının uzun sürmesi idi. Nihayet beklenen an gelmişti. Davul zurna eşliğinde düğüncü Hüseyin Gazi’ye geldiğinde köylümüzün sayısı 400-500’lere ulaşmıştı. Aslında böyle bir kalabalığı ne bizim köy ne de Hüseyin Gazi uzun yıllardır görmemiştir desem sanıyorum mübalağa olmaz.  Düğüncünün gelmesi ile tutulan halay ve halayda halkanın genişliği de sanıyorum yeni bir rekorun kırıldığını haber veriyordu. Ben ömrüm boyunca bu kadar çok bir insanın bir halka halinde el ele gönül gönüle birlik ve beraberliğin hazzı içinde halay çektiğini hatırlamıyorum. O anda belki de bir ilkin gerçekleştiği sadece ben değil bir çok kişi beyninden geçiriyordu. Halayı müteakiben yaşlılığa meydan okurcasına zamanının halaylarının değişmez elemanları, gönülleri genç ruhları genç büyüklerimiz Mehmet Aydoğan’ın önderliğinde bir sanatçının estetikliğinde Çorum Ağarlaması çekmesi hepimizi geçmişe götürdü.

 

Bütün bunlar olurken kurban pilavı dağıtımına geçildi. Aslında sadece kurban pilavı dağıtıldı, lokmalar verildi diye bu bölümü geçmek istiyorum. Çünkü bu dağıtımda bu güzellikleri biraz gölgede bırakacak ve bizlere yakışmayacak sıkıntılar da oldu. Ama geçmiş yıllarda yapılan kurban pilavlarını yiyecek insan ararken 4 büyük kazan ve 1 büyük teştte bir tane bulgur tanesinin kalmaması ve hepsinin büyük bir iştahla yenmesi ve lokma alınması ahçılarımızı dağıtımda sinirlendirdiyse de sonradan büyük bir keyf vermişti. Çünkü bu ilginç durum, aynı zamanda yapılan yemeğin lezzetinin de habercisiydi.

 

Aslında en zor bölüm bundan sonraydı. Çünkü bütün kazanların yıkanması, masa ve sandalyelerin traktöre yüklenmesi, etrafta oluşan pisliklerin toplanması gerekiyordu. Bu noktada yıkama işinde başta annem Sultan Gündoğan ve Şirin Gündoğan ile misafir olarak gelen Haydar gündoğan’ın oğlu Arap Gündoğan’ın kayınvalidesi olmak üzere bir çok bay ve bayan büyük bir uğraş verdi. Masa ve sandalyeler köylülerimiz tarafından özellikle gençlerimiz tarafından traktöre taşındı. Köyümüzün gençleri ile birlikte Ankara’dan gelen İhsan Günduğan, Satılmış Görgülü ve ismini bilmediğimi yada hatırlayamadığım bir çok bayan ile çevre bilinci olan ve sorumluluk sahibi köylülerimiz mıntıka temizliği yaparak Sadık Gündoğan’ın hazırladığı ateşte pisliklerin hepsi yakılmasını sağladılar. Saat 17.00’ye geldiğinde Hüseyin Gazi geldiğimizden daha temiz, pırıl pırıl olmuştu. Başkanımız Hasan Aydoğan’ın kurban pilavların yenmesi sonrası Özgür Özdemir’in getirdiği mikrofondan yaptığı konuşmada belirttiği gibi birlik beraberlikten güç doğmuş, 10 kurban kesilmiş, pilavlar yenmiş, temizlikler yapılmıştı.

 

Dernek başkanın kararı ile Ankara’dan gelen misafirlerimiz 19:00’a kadar köye çıkarak yakınları ile hasret giderdi. Saat 19:00 olduğunda ise otobüs ile 2 minibüs dolmuş, özel arabaları ile gelenler arabasına binmiş, şoförler yaklaşık 3 saatlik Ankara’ya dönüş yolculuğu için kontakları çevirmişlerdi.

 

İlk defa gerçekleşen ve kendi çapında büyük sayılabilecek bir organizasyon kazasız belasız kimsenin burnu kanamadan sona erdi. Bu çok güzel bir sonuç. Ancak eğer bu organizasyonlarda olumlu ve olumsuz noktaları tespit edip olumluları devam ettirmezsek ve olumsuzları olumluya çeviremezsek hep yerimizde sayarız. O halde “Değirmendere Köyü Pilav Günü” ilgili herkes değerlendirmelerini yaparak bana veya Ali Aydoğan’a gönderirse bizlerde onlardan faydalanabiliriz. Yapılan organizasyonda olumlu değerlendirmeler organizasyonda emeğe geçen başta dernek yönetimi olmak üzere herkesi daha güzel organizasyonlar yapmaya motive edecektir. Olumsuz hususlar ise bundan sonra yapılacak organizasyonlarda dikkate alınacaktır.

 

“Değirmendere Köyü Pilav Günü” ile ilgili ilk değerlendirmeleri ben yapmak istiyorum. Öncelikle olumlu gördüğüm hususları belirtmek istiyorum. Öncelikle böyle bir organizasyonu düşünmek ve uygulamak cesaretini gösteren Değirmendere Köyü Kütür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kuruluna teşekkür ederim. Ayrıca bu günün gerçekleşmesinde emeği geçen yukarıda isimlerini belirttiğim ve belirtemediğim herkese samimi ve içten çalışmalarından dolayı saygılarımı sunarım. Kimsenin hayal dahi edemediği bir birlikteliği sağlayan, gerek Ankara’dan gerekse İzmir ve diğer illerden gelen misafirlerimize ve köyünde her türlü işini gücünü bırakarak yemeğe katılan herkese sonsuz teşekkürler…

Bu yemek köyümüzün böyle büyük organizasyonları gerçekleştirebileceğimizi göstermiştir. Köyümüzdeki insanların bir maç etrafında toplandığında hiçbir engel tanımadığını göstermiştir. İnsanlarımızın samimiyet ve içtenliğini göstermiştir.

 

“Değirmendere Köyü Pilav Günü”nü bir araya gelmenin, gençlerimizin tanışmasının, köyümüzün yerli ve şehirlerdeki insanlarının kaynaşmasının bir aracı olarak düşünmüştüm. Bu amaç gerçekleşti mi diye sorarsanız bana göre gerçekleşmedi. Sanki kurban pilavı bir amaç gibi algılandı diye gözlemledim. Bunu yanında köyümüzde bazılarının sözlü dahi olsa destek vermeyip olaya olumsuz bakması biraz rahatsızlık vericiydi. Bu kişilerin yemekte bulunması ve olumsuzlardan arınması sevindiriciydi. Ayrıca bu işlere aktif olarak atkılan ve gerek bedenen gerek fikren gerekse madden destek verenlere farklı gözle bakan çok az da olsa insan olması büyük çoğunluğu hedeflerinden vazgeçiremeyecektir.

 

Önerilerime gelince, aslında önerilerimi zaten yazımın başındaki hayallerimi anlatırken belirtmiştim. Burada kısaca bazı hususları da ekleyerek tekrarlayacağım.  Birincisi bundan sonraki yemek köyümüzde okulun önündeki harman yerinde yapılmalıdır. İkincisi bu yemekte kurbanlar değil emeği aza örneğin bir dönerci ile anlaşılarak döner pilav menüde olmalıdır. Üçüncüsü yemek amaç değil araç olmalıdır. Yani yemeği köyümüzle ilgili önemli bir faaliyetin temel atmasında yada bitiminde olmalıdır. Bana  göre bundan sonraki yemek köyümüzün kanalizasyon temelinin atılmasında olmalıdır. Bunun için derneğimiz, köy muhtarı ve köy halkı tek yumruk olmalıdır.  Yemek de, bu yemek de çok az olan müzik ve eğlence de yeteri kadar olmalıdır. Teklifleri burada noktalıyorum. Birazda sizlere söz hakkı bırakmak istedim. Haydi Değermendereliler hem pilav günü ile ilgili yorumlarınızı hem de önerilerinizi bizlere gönderin ki bizlerde bilelim ve uygulayalım. Birileri nasıl olsa yazar diyorsanız o birileri de sizin gibi düşünebilir…

 

Yazıyı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür eder saygılarımı sunarım.

 

                                                                                                                      Kadir GÜNDOĞAN

 

canada goose homme parajumpers solde doudoune moncler timberland femme ugg suisse doudoune moncler femme timberland homme ugg australia parajumpers femme moncler soldes canada goose solde moncler femme canada goose femme timberland suisse moncler homme parajumpers homme doudoune canada goose pas cher canada goose doudoune pas cher ugg pas cher in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
chaquetas moncler moncler mujer barbour mujer louis vuitton madrid gafas de sol ray ban baratas abercrombie barcelona bolsos michael kors gafas de sol oakley baratas barbour hombre botas ugg rebajas oakley frogskins cinturones louis vuitton woolrich madrid moncler barcelona oakley frogskins baratas parajumpers madrid polo lacoste ghd baratas air max 90 blancas zapatos mbt nike huarache blancas
moncler outlet ugg outlet canada goose parka belstaff jacket belstaff motorjassen canada goose bomber timberland schoenen barbour belgie belstaff belgie uggs kopen parajumpers jas woolrich parka woolrich parka dames timberland shoes in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
moncler uomo ugg saldi moncler milano canada goose italiaa canada goose outlet canada goose zug woolrich outlet scarpe timberland timberland scarpe stivali ugg timberland shoes ugg stivali woolrich uomo woolrich parka moncler outlet in nederland hvor kjøpe generisk cialis på nett i Norge
viagra Levitra Soft Tabs Kamagra Fizzy Tabs Acquistare Viagra Soft Tabs Viagra Generic Test Pacchetti Originale Acquistare Levitra Strips Il brevetto Viagra Cialis e Super Kamagra Acquistare Cialis Strips Viagra Pastiglie Viagra e Disfunzione Erettile priligy dapoxetina generico Kamagra 100 Cialis online Levitra Generico Domande e Risposte sul Viagra Test pacchetti Propecia generico Acquistare Cialis Soft Tabs Viagra e generici Levitra Cialis Generico Lovegra Super Kamagra Viagra femminile Acquistare Test Pacchetto Generico LIDA Dai dai hua Cialis Pastiglie Acquistare Super Kamagra Cialis Generico Viagra online